Kireçli Köyü

Kireçli köyü Şavşat ilçesine 14 Km, Artvin iline ise 79 Km uzaklıktadır. Köyün şuan ki muhtarı Zeki ASLAN’dır. Bu köy çok eski bir tarihe sahip yerleşim bölgesidir. 1071 Malazgirt savaşını yapan Selçuklu sultanı Alparslan’ın ölümünden sonra oğlu Melikşah Hükümdar olmuştur. Sultan Melikşah büyük Emirlerinden Emir Ahmed’i Gürcistan’ın fethiyle görevlendirmiş ve Emir Ahmet de Gürcistan Kralı II. Georgia’yı ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Selçuklular tarafından daha önce birkaç kez ele geçirilen ancak daha sonra geri verilen Kars, Erzurum ve Oltu Bölgelerini 1080’de fethetmiş ve Büyük Selçuklu devletine katmıştır. Büyük ordunun karşısında tutunamayan Georgia Acaraya (Kafkasya) kadar geri çekilmiş orada da tutunamayarak Abhazya kaçmış ve kendini kurtarmıştır. Emir Ahmed Kutayiside’yi fetederek, himayesinde ki beylikleride kendi kontrolüne alıp Gence ve Karabağa dönerken Elve ulusları ile karşılaşmıştır. Emir Ahmed Bori ve Elve ulusları ile birlikte Türkistandan gelerek yerleşecek yer arayan Ebu Yakup ve İsa’nın, yeni boşalan Kura, Çoruh ve Sefa ırmakları boylarına yerleşmelerini, aynı zamanda bu bölgeleri korumalarını tavsiye etmiştir. Bunun üzerine bu iki Boy’un Oymak Beyleri 1080 yılının sonlarına doğru Gürcistana girerek himayelerinde ki Beylikleri ve Oymakları Ahıska, Kutais, Ardanuç, Acara ve Şavşat bölgelerine yerleştirmiştrir. Bu tarihten itiabernde bu bölgelerde yerleşik hayata geçilmiştir ve Osmanlı İmpratorluğu döneminde daha çok bilgiye rastlanmaktadır. Osmanlı İmpratorluğu döneminde Şavşat’ın Köylerinden eski ismi Kötetris yeni ismi Kireçli Köyü olan ve bu köyün ileri gelenlerinden olan Yusuf isimli kişiye Padişah tarafından Berat (Yetki) verilmiştir. Yusuf isimli bu şahıs bölgenin Aşar vergisini toplayarak eski ismi İmerhev yeni ismi ise Meydancık olan bölgede bulunan ve bölgenin güvenliğini sağlamak ile sorumlu olan 100 kadar Sipahinin yiyeceğini sağlarmış. Bu sipahi birliği Çıldır sancağına bağlı kuvvetlerdir ve savaş zamanlarında Çıldır Beyliğine katılır, normal zamanlarda ise Meydancığa geri dönerlermiş. Yusuf isimli şahsa verilen bu Berat bugün halen elimizde mevcut bulunmaktadır. Bunun yanında birde Tuğ yani Madalya verilmiştir. Aynı zamanda asker kökenli Yeniçeri Oğlu ve yine asker kökenli Saraçoğlu ünvanı taşıyan iki kişiye Kireçli Köyünde eski ismi Keçaniler yeni ismi Dedeağa olan mahallede arazi verilmiştir. Bu iki soyun sülaleleri bu mahallede yaşamaktadır. Saraçoğlu ve Yeniçerioğlu soyları bu köye Kars ilinin Cilavuz bölgesinden gelmişlerdir.

Osmanlılar zamanında, Yeniçeri Ocağı paralı asklerden oluşan bir askeri birlik olduğu için emekli olduklarında, isteyenlere arazi verilmiş, Yeniçeri oldukları içinde Yeniçerioğlu ismini alırlarmış. Saraçoğlu ismini alanlar ise askeriyede saraç işleri ile uğraştıkları için Saraçoğlu ismini alırlarmış. Saraçoğlu ve Yeniçerioğlu Dedeağa mahallesine yerleştirildiklerinde o mahallede, Dedeağa Süleyman adında biri otururmuş. Saraçoğlu ve Yeniçerioğlu, ikiside evli ve çocuk sahibiymişler. Bir talihsizlik sonucu bir hastalık yüzünden ikiside, çocuklarıda ölmüşler. Her ikisininde eşleri dul kalmış. Bu kadınları Dedeağa Süleyman kendi eşini ikna ederek himayesi altına almıştır. Çünkü mahallede başkalarının arazi sahibi olmasını istemiyordur. Yani şuanda Dedeağa mahallesinde yaşayanlar, Dedeağa Süleyman’ın ve 3 kadından olan soylarıdır.

Bu kadınlardan olan çocukları şöyledir; A- İlk Karısından Olan Çocukları: Arif Oğulları; Behlül, Aslan, Rüstem ve Kayabek B- Saraçoğlunun Eşinden Olanlar; 1- Hasan, Çocukları; Hüsen, Asker, Haşim, Rahime ve Seyhat 2- Tufan, Çocukları; Sefer, İsmel, Güllü, Seyhat C- Yeniçeri Oğlunun Eşinden olanlar; 1- Cumi, Çocukları; İrfani, Ali, Mustafa, Süleyman 2- Şerif, Çocukları; Süleyman, Keskin, Behri, Elmas, Sırma ve Güllü Yukarıda isimleri geçen aileler bu mahalleyi temsilen bir arada yaşamaktadırlar.

Tarihi kaynakların verdiği bilgiye göre, bugüne kadar bölgemizde; Sakalar, İskitler, Huriler, Kartlar, Sabırlar, Oğuzlar, Hazarlar, Kumanlar, Kıpçaklar, Avarlar, Gürcüler, İranlılar, Bizanslılar, Selçuklular, Osmanlılar, Ruslar, Savanlar bu bölgede yer değiştirmişlerdir. Şavşat ilçesi adını Savanlardan almıştır. Savanlar Gürcü kökenli bir milletir. Kireçli köyünün tarihini Artvinin özelliklede Şavşatın tarihinden ayrı düşünmek bilimsel olmaz. Artvin, Ardanuç, Şavşat ve Yusufelinde ki tarihi kalıntılar, değişik zamanda yapılan kazı ve araştırmalarda ortaya çıkan eserler, yöremizin M.S 5000’li yıllardan itibaren yerleşim bölgesi olduğunu göstermektedir. Bölgemiz göç yolları üzerinde bulunduğu için yüzyıllarca birçok kavim gelip geçmiş, konup göçmüştür. Bu nedenle bölgemizde çok farklı kavimlere ve kültürlere ait tarihi kalıntılar bulunmaktadır. Köyümüzde ki kule ve Dedeağa mahallesinde ki kapalı yeraltı tünelleri de bunu göstermektedir.

Kireçli (Kötetris) bölgenin güneyinde yörenin en büyük köylerindendir. Hudutları 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından önce köyü temsilen Murat oğlu Arslan Tekin, Arifoğlu Behlül Dedeağa, Molla Muhammet Timur heyet olarak görevlendirilmiştir. Bu bölge o tarihte Batuma bağlı olduğu için, Batuma giderek hudut tespiti yaptırmışlardır. Bu tespitlere göre köyün hudutları; Doğusu; Topyolu, başgöl lostronunovasının üzerindeki sırt, Kadı taşı (Diktaş), Kuzu göllerinde toplu taşlara kadar. Kuzeyi; Kuru dere, Öküz yatağı, Kılıçlı kaya, sabadur yatağı, Bunbuloğlu sırtını takiben Nahsit sırtı (Hacı Taşı) kuzeyi takiben ziyaret kayası, sırtları takiben horoç sırtı. Batısı: Kara kaya (Ballı kaya) takiben ucamurtadaki kaya, Kumlu dere Güneyi: Boz Topraklık takiben Han suyu, Hisli Mağara, Paçanın Başı, Lostronun Sırtı. Kireçli Köyü doğudan batıya uzanan 3 vadi bitiminde yerleştirilmiştir. Bu vadiler doğuya doğru yükseldikçe Turnagöl yaylasına uzanır. Enine boyuna genişleyen yaylanın bir adıda ova olduğu için Düz Dağ’dır. Bu vadiler Han Deresi, Heva Deresi, Pikalt Dereleridir.

Bu vadiler üzerinde köyün konargöçer 3 yaylası vardır.

1- Lelishan 2- Aşağki Yayla 3- Düz Yayla

Bu vadilerin etekleri ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlar;

1- Han Ormanları 2- Kaldırma Ormanları 3- Varsla Ormanları 4- Lelishan Ormanları 5- Pikalt Ormanları

Olarak kısım kısım bölümlere ayrılmıştır. Aradaki boşlukların çoğu köy çayırları, vadileri, yükseldikçe otlaklar, meralar, Turnagöl yani Düz yaylaya doğru uzanır. Turnagöl yaylası ile Ardahan arasındaki sınırı Topyolu belirler. Aynı zamanda Topyolu Şavşat ve Ardahan Arasındaki sınırıda belirler. Topyolu adını; Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran savaşı seferi sırasında askerlerin topunu, mühimmatını, deniz yolu ile Batuma gelen savaş malzemelerini kağnı arabaları ve hayvan gücü ile Arsiyan yaylasını takiben sahara yaylasından geçerek, Turnagöl yaylası, Kürdevan yaylasını takiben Erzuruma ulaştırmıştır. Bu yolla hayvan gücüyle top ve tüfeklerde taşınmıştır. Bunun için bu yolun ismi Topyolu adını almıştır. Ayrıca Turnagöl yaylasının kuzey hududunda sınır teşkil eden Kadı Taşı (Diktaş) 1877-1878 Osmanlı Rus savaşlarından önce bu hudutları tespit etmeye gelen ozamanın kadısı 3.5 metre olan bu taşı hudut olarak göstermiş, adınıda Kadı Taşı olarak kayıtlara geçirtmiştir. Turnagöl yaylasına uzun yıllar boyunca her yıl Turnalar Temmuz ayında gelir konaklar, civciv çıkarır Ağustos ayı sonlarında da göçerlerdi. Ne yazık ki bilinmeyen bir sebepten dolayı çok zamandan beri gelmez oldular. Turnagöl yaylasına adın veren de bu turnalardır.

Kireçli köyünde bol miktarda sığır, koyun, keçi, manda sürüleri yetiştirilirdi. Halk geçimini hayvancılık ve tarım yaparak sağlardı. Bu yörenin kışları çok soğuk, yazları ise ılık ve yağışlı geçerdi. Dolayısiyle halk hayvan sürülerini yukarıda belirtilen 3 yaylaya kademeli olarak konup göçmek suretiyle otlatır, et ve sütlerini değerlendirirlerdi. Kireçli köyünde yaylaya 120 hane çıkardı. En az 1500 inek, 800 Koşu hayvanı (Öküz), 80 kadar manda, 3000 kadar koyun sürüleri vardı. Her hanenin mutlaka ulaşımı ve haberleşmede kullanacakları 1 veya 2 atı olurdu. Bu sürülere tay ve danalarıda eklersek sayı oldukça artmakta ve buda o dönemde hayvancılığın önemini gözler önüne sermektedir. Her yıl yayalalara çıkıldığında Temmuz ayının 15’inde Pancarcı adında festival yapılırdı. Köyün kzıları, gelinleri, gençleri, yaşlıları yaylalarda buluşup 10 gün yer, içer eğlenirdi. Bu festival hala kutlanmakta ancak ozamanki kadar hayvancılık yapılmamaktadır.

Turnagöl yaylasının deniz seviyesinden yüksekliği 1657 metre olduığundan yaylaların yakınında bulunan yükseltiden köyleri görmek mümkündür. Yaylada yaşayan şaşort adı verilen hanımlar işlerini bitirdikten sonra komşuları ile birlikte bu tepeden köylerini izlemeye gelirler. Az çok köyde neler olduğunu anlamaya çalışırlardır. Bu seyir faliyetlerinin yapıldığı kayalardan oluşan bu yükseltinin adına ise Bakacaktaş denmektedir. Havası temiz, suları berrak, yemyeşil bu yaylaların tadına doyulmaz. Kireçli Köyü Şavşat’ın en eski ve en büyük köylerinden biri ve en çok su kaynağına sahip olan köydür. Turnagöl yaylasından başlayarak vadiler boyunca uzayıp giden 3 tane deresi vardır. Bunlar; 1- Han Deresi 2- Heva Deresi 3- Pikalt Deresi

Çağlayan bu sular köyümüzün Koşlet mahallesinin yanıbaşından geçen kürdevan suyuna katılarak Ortuval isimini alırlar. Ortuval suyu Çoruh nehrinin bir koludur. Bu dereleri beslyen kaynak sularından köyün içme suyu ihtiyacı, akan derelerden ise sulama suyu ihtiyacı karşılanır. Kireçli köyünün 6 tane mahallesi, 4 tane camisi vardır. Köyümüz engebeli bir arazi üzerinde kuruludur. Mahalleler birbirine çok uzak olduğu için 4 tane cami ihtiyacı doğmuştuır. Bazı mahallelerin arası yürüyerek 30 dakikalık mesafedir. Her mahallenin kendisine ait baltalık ormanı bulunmaktadır. Tüm binalar, samanlıklar, ahırlar taş temel üzerine ahşaptan inşa edilmiştir. Tüm kış hazırlıkları, hayvan yiyecekleri, otlar, samanlar, mısır koçanları, yemler samanlığa stok edilir. En büyük gelir kaynakları, Mısır; Buğday, arpa, fasülye, patates, soğan, meyveler ise elma, armut, ceviz, erik, erik benzeri tamaz, can eriği, hayvan ve hayvansal gıdalardır. O dönemlerde bütün ağırlık hayvansal gıdalara bağlıydı. Bunların yanında 10 adet su ile çalışan Buğday, arpa, mısır unu yapımında kullanılan mahalle ve şahıs değirmenleri vardır. Bunlar;

A- Mahallelere ait Değirmenler

1- Keçanilerin Değirmen 2- Sageoğulların Değirmen 3- Mazmanların Değirmen

B- Şahıslara ait Değirmenler

1- Hebo Dursuna ait Değirmen 2- Sıddık (Maral) Toruna ait Değirmen 3- Teyfık Yazıcıya ait Değirmen 4- Rufet Yılmaza ait Değirmen 5- Dursun Yıldıza ait Değirmen 6- Zekeriya İlhana ait Değirmen 7- Cimşit Toruna ait Değirmen

Bu Değirmenlerden Dursun Yıldız ve Cimşit Toruna ait olan değirmenler günümüzde hala kullanılmaktadır. Orta yaylanın kuzey istikametine düşen vadinin orta kısmından başlayarak yükselen iki adet 100 m yüksekliğinde kaya vardır. Bu kayaların araları boşluk ve çimenliktir. Bunlara halk arasında Tavkolanın kayaları denmektedir. Bu kayaların kuzey kısmına düşen boşluğun adı; Bol kaynak suları çıktığı için gözeler ismini taşır. Gözelereden başlayarak yine kuzey istikametine doğru uzanan 500 m uzunluğunda en az 100 m yüksekliğinde bitişik kaya uzanmaktadır. Bu kayanın ön kısmı ve üst kısmı hayvan otlağı olarak kullanılmaktadır. Bu kayanın güneyi gözeler, kuzeye kalan kısmı ise sabadur adını alır. Bu kayaların orta kısmında 500 tane koyun alabilecek bir mağara mevcuttur. Bu kayanın kuzeye bakan giriş kısmında kartal yuvaları vardır. O dönemlerde kartallar ilkbaharda gelir, sonbaharda giderlerdi. Bundan dolayı halk kartalların geldiği bu kayalara Kartal Kayası adını vermiştir. Şimdilerde ise bilinmeyen nedenlerden dolayı kartallar uzun zamandır bu bölgeye uğramaz oldu. Tahminlere göre Orta Doğuda çıkan savaşlardan, İran, Irak savaşları. Teknolojiden dolayı yayılan Radyasyonun bölgeyi etkilemesi, İnsan sayısının artması, Kartalların soyunun tükenmesine yol açmışıtr. Yine orta yaylanın güneyine düşen düz yaylaya giden yol üzerinde Kapanlar denilen yer üzerinde, büyük bir kayanın dibinden çıkan, iki oluktan akan kaynak suyu vardır. Bu suya ve bölgesine çift pınarlar adı verilmiştir. Kireçli Köyü hem büyük hemde merkez köy olduğu için bir sağlık ocağı vardır. Doktoru, Hemşiresi, Hizmetlisi sürekli bulunur. Çevre köylerden ilk yardım için hastalar gelir. Köyde bir ilkokul, bir ortaokul ve birde mandıra bulunmkatadır. Ne yazık ki şimdi hepsi kapalı durumdadır. Dışarıya yapılan göçler yüzünden köyde insan sayısı oldukça azdır. Mandırada köy ve çevre köylerden gelen sütler değerlendirilir. Süt ve süt ürünleri yapılıp satılırdı. Artvin İlinin genelinde olduğu gibi Kireçli Köyündede eğittim ve kültür seviyesi (%98) çok yüksektir. Köyüüzde eski okur-yazar 27 kadar molla vardır. O dönemde mollalar bugün ki lise mezunu arayındaydı. 5 sınıflı ilkokulu, 5 Öğretmeni, 1 Eğitmeni, 200 Öğrencisi bulunan bu okulun yanın sıra birde ortaokulumuz vardı. Sağlık Ocağı ve Ortaokula çevredeki 8 köyden astalar ve öğrenciler gelirdi. Bu köyler;

1- Düzenli 2- Çamlıca 3- Hanlı 4- Karaağaç 5- Çavdarlı 6- Ziyaret 7- Arpalı 8- Susuz

Bu köylerde meydana gelen yaralanmaların tedavisi ve Anne çocuk sağlığı ile ilgili durumlar köydeki sağlık ocağında yapılırdı. Dükkânları, PTT’si Kahveleri ve birde Kooperatifi olan bu köy o döenmde aynı tempoda devam etseydi kendine çok güzel bir yol çizmişti. Ankara Üniversitesi Türk İnklap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu dergisinden alınan bilgilere göre Kireçli Köyünün nüfusu 1926’da yapılan nüfus sayımına göre 102 hane, 276 kadın, 320 erkek toplam 596 kişi olarak sayılmıştır.

6 Mahalleden oluşan Kireçli Köyü kuruluş şekli şöyledir;

1- Ovacık Mahallesi (Sageoğullar) 2- Dedeğa Mahallesi (Keçanilar) 3- Çatalkaya Mahallesi (Mazmanlar)

Bu mahallelerden bir tepeyle ayrılan diğer mahalleler ise;

4- Aşağı Cami Mahallesi (Kopazeler) 5- Yukarı Cami Mahallesi (Mutolar) 6- Boztoprak Mahallesi (Koşlet)

Boztoprak mahallesi ortuval dersiyle köyden ayrılmışltır. Bağlantı koşlet köprüsü ile yapılmaktadır. Sınırlara yakın kurulan bu mahalleler arasında tarım arazileri bulunmaktadır. Ortuval deresi üzerinde bulunan Koşlet köprüsünün başlangıcından kuzeye doğru yaklaşık 300 m boyunda sıralı bir kayalık uzanmaktadır. Yüksekliği 80 m olan bu kayalığın tepesinde tarihi bir kale mevcuttur. Kalenin üzerinde bulunduğu kayalığın adına Kırıçı’ın kayası adı verilmiştir. Bembeyaz kayalardan oluşan bu kayalığın taşları kireç taşı madeni olarak kullanılır. Köyde kireç kuyularıda mevcuttur. Bundan dolayı Cumhuriyetin ilanından sonra Kötetris olan eski ismin yerine Kireçli Köyü denmiştir. Buna en büyük etken Kireç kayası ve kuyularıdır.

Köyümüzün çevresinde 6 tane tepe bulunmaktadır;

1- Kıble Sırtı Tepesi 2- Sargüsel Tepesi 3- Ballı Kaya Tepesi

Bu tepeler köyün doğusunda kalmaktadır.

4- Sırt Tarla Tepesi 5- Horoç Sırtı Tepesi 6- Kıldızırın Sırtı Tepesi

Bu tepeler ise köyün kuzeyinde kalamktadır.Bu tepeler ve etekleri orman ağaçları ile doludur. Artvine bağlı tüm ilçelerde yaşayan bu yörenin insanları, her Türk vatandaşı gibi vatanına bağlı, vatanını seven, her türlü fedakârlığı yapmaya hazır olan bir milletin çocuklarıdır. Geçmişinde dahi böyle erdemli bir hayat süren bu insanlar ne yazık ki 1977-1978 yıllarında yapılan 93 Harbi diye anılan Osmanlı- Rus savaşına maruz kalmıştır. Osmanlı-Rus savaşı birisi balkanlar diğeri kafkaslarda olmak üzere iki cephede yapılmıştır. 93 Harbinde Batum ve Artvin’in (Livane) savunmasında Osmanlı kuvvetlerinin en önemli kısmını bölgede yaşayan halk oluşturmuştur. Bölge halkından 5 tabur piyade ve 3 Bölük askeri nizamiye süvari kuvveti oluşturulmuştur. Bu uvvetlerin yaklaşık mevcudu 2.500-3000 kişidir. Rus istilasına karşı vatanını korumak üzere Artvin ve Batum halkından savaşanların bazıları şunlardır;

1- Hazinedarzade Osman 2- Yukarı Acaralı Ahmet 3- Tavatgerize Ali 4- Tuzcuoğlu Hasan Beyler 5- Çürüksulu Tomas oğullarından 4 Kardeş 6- Ahıskalı Kavas Süleymanın Bazı Fedaileri

Bu isimlerin altında toplanan milis kuvvetleri, Rusların karadan ve denizden olan saldırısını püskürtmüşlerdir. Ancak Osmanlı Ordusunun Balkanlarda Rus ordularına karşı aldığı ağır mağlubiyetin bedelini Batum, Artvin (Livane) halkı ödemek zorunda kalmışıtr. Savaş sonrasında yapılan Ayestefenos ve Berlin Antlaşmalarında; Kars, Ardahan, Artvin ve Batum 410 Milyon Ruble tazminat vermiştir. Buna isyan eden bölge halkı işgali tanımayacaklarını ve işgale karşı silahla karşılık vereceklerini ilan etmiştir. Ancak Osmanlı birliklerinin Batum sancağını boşaltma hazırlıklarına başlaması ile halk direnme fikrinden vazgeçmiştir. Durum böyle olunca göçler başlamış halk perişan ve karmaşa içerisine düşmüşür. Bu dönemde Şavşat’ın köylerinden Veliköy (Meriya) ileri gelenlerinden bir Aşık Padişaha bir şiir yazıp gönderir. Bu şiir’in bir kıtası şöyledir;

Bundan sonra bana haram meriya, Arzuhaller İstabul’a yürüye, Verin hazineden alın geriye, Yoksa dünya zavalinamı yetişti.

Bu şiirler Aşık yöre halkının dertlerini padişaha anlatmaya çalışmıştır. Kireçli köyünde Osmanlı-Rus savaşının kafkas cephesinde iki dedemiz esir düşmüştür. Bunlar Süleyman dede ( Erdem) ve İrfani dededir. Bunlardan İrfani dedenin anlattıklarını bilmiyoruz ancak Süleyman dedenin anlattıklarını anılardan ve köyün yaşlılarından öğrendiğimiz kadarıyla aktaracağım:

Esir düştükten sonra bir trenle sibiryaya götürülürler ve orada tren vagonlarını ev olarak kullanırlar. Esaretleri boyunca saldatların gözetiminde ağaç keserek, tomruk yaparlamış. Ayestefenos ve Berlin Antlaşmalarından sonra serbest bırakılmış ve memleketlerine gönderilmişlerdir.

Birde Milis kuvvetlerine katılan ve ön saflarda yer alan Kireçli köyünden Arifoğlu Molla Arslan Ruslar tarafından takibe alınmıştır. Arkadaşları kaçıp Osmanlıya geçmiş ama Molla Arslan kaçamamış. En sonunda köyüne döndüğünde her gün ve gece köyünde ki evi basılıp arandığı için evine gidemez olmuş. Köyümüzde uyuzlu tarla denen yerde bulunan ormanda çok büyük bir taşın altında 6 ay yaşamış ve köylü saklanması için yardımcı olmuştur. Sonbahar gelince onuda Osmanlıya kaçırmayı düşünmüşler Oğlu Molla Bedel, yeğeni Molla bek, Dünürü ( Düzenli köyünden Şükrü Suti Dursun) geceleri yürüyerek Artvin’in Ardanuç ilçesine gitmişler. Kaşıkcı köyünün ormanında saklanarak bir fırsatını bulup Osmanlı toprağına geçmek isterken Ardanuç Yusufeli sınırında Molla Arslan ormanda hastalanır ve orada ölür. Bu gün mezarı hala o ormanda yer almaktadır.

Osmanlı 1. Dünya savaşından yenik çıkmış, sevr antlaşmasını imzalamış, anadolu perişan halk kötü günler yaşarken Mustafa Kemal Atatürk kurtarıcı olarak hareketer geçmiştir. 19 Mayıs 1919 da Samsuna çıkmış, Amasya, Sivas ve Erzurumda kongreler yaparak kurtuluş savaşını başlatmıştır. O yıllarda İstanbulda darül şafakada okuyan Ahmet Fevzi Erdem serv antlaşmasının imzalanmasından sonra ailesi tarafından memleketi olan Şavşata çağrılmış ve şavşat müftülüğüne atanmıştır. Burada göreve başladıktan sonra Erzurumda Mustafa Kemal Paşanın kendisyle temasa geçip milli direniş için talimat vermesiyle ve arkadaşlarıyla Kuvay-i Milli teşkilatını kurmuştur. Kendisi Başkan, Kireçli Köyünden Molla Yusuf ve yeğeni Zihni Uralıda yardımcı olarak seçmiştir. Bu arada Batumlu Sancakbeyoğlu Mehmet Bey ve tarftarlarınında bağımsız bir Gürcü hükümeti kurmaya çalıştıkları öğrenilir. Kafkas bölgesinde oturan Hamşizadelerinde Gürcistanı kurmaktan yana oldukları anlaşılmıştır. Bu durumdan haberdar olan Hamşizadeler, Ahmet Fevzi Erdem’i saf dışı bırakmak için Hamşizade Necip Bey’in yanına birkaç kişi vererek Ahmet Fevzi Erdem’in saf dışı bırakılması için gerekenlerin yapılmasını istemiştir. Bunu duyan Ahmet Fevzi Erdem kendini korumak için yanına aldığı 4-5 adamla birlikte köy köy dolaşarak saklanmıştır. Ancak bir akşam Kireçli Köyünde muhtar olan Behül Ağa dedenin evine konuk oldukları sırada köy ileri gelenleri ile bir toplantı yapılırken saat 23:00 sularında Hamşizadeler eve baskın vermiştir. Karşılıklı çıkan çatışma esnasında Ahmet Fevzi Erdem’in adamlarından Fevzullah (Takma adı fezo) bacağından vurulmuştur. Ahmet Fevzi Erdem’i teslim etmeyen köy halkı Ahmet Fevzi Erdemi bir şekilde o çatışmadan kaçırma fırsatı bulmuştur. Vurulan Fevzullah bey ve Ahmet Fevzi Erdem’in 4 adamını teslim almışlar ve ev halkınada fiziki şiddet uygulamışlarıdır. Ev ahşap bir yapıdır ancak evin bacaları taştan yapılma olduğu için çocukları ve kadınları bu bacaların içerisine saklamış ve onlara bir zarar gelmesini önlemişlerdir. Bugün dahi çıkan çatışmada evin isabet alan tahtalarında ve taş duvarlarında mermi izlerini görmek mümkündür. Hatta benim çocukluğumda (Şahimerdan Arifoğlu) annem yatakları sökerken bezde bulunan kan lekesinin Fevzullah beye ait oduğunu söylemiştir. Çatışma başlar başlamaz Kireçli Köyü ileri gelenlerinden Ahmet Fevzi Erdem’in arkadaşları;

1- Ali oğlu Yusuf İlhan 2- Aziz oğlu Garip Keskin 3- Molla Küçük Altun

Ahmet Fevzi Erdeme refakat ederek gece hisli mağara dedikleri taş yaylasını aşarak Ardahanda bulunan 2. Fırka komutanı Albay Ziyaya teslim ederler. Ahmet Fevzi Erdem Albay Ziyaya Atatürk tarfından görevlendiriğini söyler ve Atatürkten aldığı resmi belgeyle bunu ispatlar. Kendisinin Karsta bulunan Ordu Komutanı Kazım Karabekir Paşaya güvenli bir şekilde ulaştırılmasını ister. Bu isteği Albay Ziya tarafından kabul edilir ve kendisine 2.Fırka tarafından tahsis edilen fayton ile yanına muhafız verilir. Ahmet Fevzi Erdem Karsa ulaşınca Kazım Karabekir Paşa ile görüşmüş ve durumu kendisine anlatmıştır. Kazım Karabekir ise iki gün sonra 2.fırka komutanlığına bir telgraf çekerek Ahmet Fevzi Erdem’in korunması için bir subayın refakat etmesini ister. Şavşat Kaymakamlığına tarafsız bir kişinin getirilmesini istemiş ve böylece Şavşat Kaymakam vekili İsa Bey azledilerek yerine 2.fırka komutanlarından Binbaşı Nuri Bey’i atamışlardır. Bir hafta sonra Ardahandan gelen Ahmet Fevzi Erdem’in 1 fırka askerle gelmesi sonucu görevi ona iade edilmiştir. Not: Yukarıda kaleme alınan bu bilgiler eski şavşat müftüsü Süleyman Özbek, Kireçli köyünden Molla Hazık Bilici ve yine Kireçli Köyünden İsmet Oğlu Bektaş dededen (Kırık) edinilmiştir. Ayrıca Atatürk Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnklap Tarihi enstitüsü Öğretim Üyesi Doç.Dr.Serpil Sürmelinin 25240 Erzurum Dergisinden alınmıştır.

Kireçli köyünden olan Bektaş Dede işgal zamanında Ermenilerin mezalimine karşı direndiği için Ermeniler tarafından takibe alınmış ve devamlı kaçak bir hayat yaşamıştır. Batumda bir kahvehanede Ermeniler tarafından tanınarak yakalanmış ve tutuklanarak çakaya atılmıştır. Arkadaşları Batumda oturan Azap Ağası ve Mudo Aslan yardımıyla kaçırılarak Şavşata getirilmiştir. O sırada Rusyada 1917 ihtilali olmuş, devletin düzeni bozulmuş ve budurmdan istifade eden arkadaşları Behlül Dede, Garip Keskin, Hüsen Kara, Molla Bek Bilicinin yardımıyla kurtulmuştur. Kireçli Köyünden Çanakkale savaşına katılan yoktur. Hatta harp tazminatı olarak verilen Artvin, Ardaha, Kars ve yörelerinden olan ilçe ve köyler Rus idaresine bağlıydı. İşgal zamanında göç edenlerin Çanakkale Savaşlarında bulunduğu tahmin edilmektedir. Kireçli Köyünden Kurtuluş savaşına 10 kişi katılmıştır. Bunlardan 1’i şehit 9’u ise gazi olarak memleketlerine geri dönmüştür. Bir kişide dersim isyanına katılarak orada şehit düşmüştür ve mezarı belli değildir. Muhlis dede isimli bu dedemizin ailesi 2 kızı ve 1 oğlu maaşa bağlanmıştır. Kurtuluş savaşına katılan diğer 9 isim şöyledir;

1- Hanifi Şahin (molla) 2- Hebo Dursun 3- Şevket Dede 4- Hacip Dede (Şehit) 5- Harun Tekin 6- Ramiz Yıldız 7- Burhan Dursun 8- Nezir Yazıcı 9- Abbas Yazıcı

Son dönemlerde PKK Terör örgütne karşı verilen mücadelelerde Şavşat ilçesi 14 şehit vermiştir. Bunlardan 2’si Kireçli Köyündendir. İsimleri şöyledir;

1- Alim İlhan Oğlu Onur İlhan 2- Zikri Meydan Oğlu Köksal Meydan

Kireçli Köyü 1955-1960 yıllarına kadar kendi ürettiği mahsulle geçimini sağlar ve aynı zamanda o dönemin vergileri olan hayvan vergisi ve arazi vergisinide öder, devlete katkı sağlardı. Gerek nüfusun çoğalması, kısmende olsa teknolojinin gelişmesi, halkın eğitime önem vermesi sonucu halk ekmeğini devlet kapısında aramaya başlamıştır. Fakir olan bu halk kısa yoldan memur olabilmek için genellikle Öğretmenli ve Hemşirelik mesleklerini seçmiş, okuyanlar memur olmuş okumayanlar ise Murgulda ki bakır işletmelerine işçi olarak gitmiştir. Bunun yanında Karadeniz Çay işletmelerine girip çalışanlarda olmuştur. Ancak dahada ileri giderek bölge halkı İstanbul, Bursa, Adapazarı, İzmit gibi sanayi ve ticaret merkezlerinde çalışarak buralardan emekli olmuşlardır.

Kireçli Köyünde Kurulan Koaparatifin öncülüğünde üye olan 40 kişi Almanyaya işçi olarak gitmiştir. Kooparatif yanı sıra birde mandıra kurmuştur. %98 eğitim seviyesine sahip olan halk başka başka şehirlerde yaşamaya başlayınca köy nüfusu iyice azalmış genç nüfus olmayıncada tarım ve hayvancılık oldukça azalmıştır. Köyde kalanlar emekliler ve yaşlılar oluncada gelişen ulaşım imkanları sayesinde hazır yiyecekler satın alınarak tüketilmeye başlanmıştır. Genç nüfusun azlığından dolayı okullarda kapanmıştır. Yıllardır 10 öğrencide olsa bir araya getirip öğretim veren okul 2012-2013 Öğretim yılında yeterli çoğunluğu sağlayamayarak tamamen kapatılmıştır. Yaz aylarında gurbetçilerin köylerine geri dönmesiyle köy nüfusu 5-6 kat artmaktadır. Sonbahar yaklaştığında ise bu sayı yine düşmekltedir. Böylece eskide yaşanan günlerden eser kalmamış, tarım ve hayvancılık faliyetleri bitmiştir. Fabrikaların ve iş yerlerinin büyük şehirlerde toplanmasının bir sonucu olarak göçler önlenemez hale gelmiş memleket hasreti katlanarak artmıştır.

1960 ve sonrası yılları artık yazmıyorum. Çünkü vatan ve memleket sevgisini hepiniz bilirsiniz. Yeni bir yerleşim bölgesine yerleşip yuva kurmanın ne kadar zor olduğunu hepiniz bilmektesiniz. Yazın dolup taşan köyler sonbaharda yalnızlığa mahkûm olmaktadır. 1985 Nüfus sayımına göre Kireçli Köyünün Nüfusu 545 erkek 656 kadın toplam 1201 dir. Önceden 630 seçmeni olan köy seçmen sayısı yok denecek kadar azdır.

Dedelerimiz 43 Yıl Rusesaretinde yaşamış, hiçbir zaman onlara uyum sağlamamıştırlar. Hatta Ruslar tarafından Şavşat’ın İmerhev, Satlel, Rabat yörelerinde Kılin Alfabesi ile eğitim veren okullar açılmış fakat hiç kimse bu okullara gitmemiştir. Bu neden açılan bu okullar 1 yıl sonra kapatılmıştır.

Bu sefalet altında yaşayan Şavşat Köylüleri ve şavşat halkı Rusyayı kabul etmemiş ve 93 muhacirleri gibi köylerini terk etmemişlerdir. Yaşanan o yılları dedelerimiz anlatırken gözleri dolardı, bizlerde onun etkisinde kalır can kulağı ile onları dinlerdik. 1918’de Batumda gerçekleşen ittifak kararı sonucunda 14 Temmuz 1918 de yapılan referandumda halk tercihini Türkiyeden (Osmanlı) yana kullanmıştır. Ne yazık ki okadar baskı ve çabalara rağmen memleketlerini terk etmeyen dedelerimize rağmen bugün bizler geçim ve ekonomik nedenlerden dolayı da olsa köylerimizi terk edip büyük şehirlere gidiyoruz.

Bakın Behlül Dede ne demiş: Yıl 1938 Kasım ayı hasta yatağında Behlül Dedeye Atatürk’ün öldüğünü söylerler. Oda üzülerek ‘Eyvah! Atatürk öldükten sonra biz niye yaşayacağız ki demiş’ 43 yıl esaret altında yaşayan çileler çeken, Atatürk ve arkadaşlarının gayreti ile özgürlüğe kavuşan Behlül Dede için bu sözler ne kadar önemlidir düşünmek lazım.