Şavşatça Sözlüğü
  • 24.06.2018
  • 11° / Orta
  • Nem Oranı - %
  • Nöbetçi Eczane:
  • Merkez Eczanesi
  • (04665171059)
Şavşatça Sözlüğü

Abad: İyi, kazançlı. (Abad olmak, abad etmek deyim.)

Abli: İnce ve uçan kül.

Abo: Yenge

Aburli: Doğru, düzgün. Kurallı, “Abur”

Acuza: Huysuz

Ağarti: Yağ, peynir, süzme v.s.

Ağirşax: İğe takılan delikli topaç biçimli araç

Ağuz: Doğum yapmış ineğin sütünden yapılan bulamaç.

Ağırşak: İğin başına takılan topaç.

Aho: Karşıki kişi veya nesne.

Alaseviya: Gelişigüzel, baştan savma. Düzeysiz.

Alavi: Alev

Alğoç: Dikdörtgen ve karenin açılarının bozulmuş şekli.

Alot: Sabun yerine kullanılan beyaz kül.

Alver: Alışveriş, takas.

Aqoz: Tarla sürülürken açılan kanal, hark.

Aquşka: Pencere

Arki (Germücek): Değirmen taşına takılan demir.

Avi: Ayı. Datvi, gr.

Axbun: Hayvan gübresi.

Axe: Kadınlar kocasına seslenme sözü.

Axo: Orman kesilerek açılan tarla, çayır.

Axor: Ahır

Ayvan: Balkon

Baga: Ahırdaki hayvan yemliği.

Barhuna: Ev eşyası.

Beç: 1. Bedevre açmaya yarayan alet. 2. Akılsız.

Bedevra: İnce yarılmış, rendesiz, çatıya örtülen tahta.

Beli: Evet anlamında.

Bera: Ağıl

Beres: Davranışı kötü kimse.

Bibi: Hala

Bicico: Çam, köknar, ladin kozalağı.

Bilav, bilavlamak: Bilemek. Balta, tırpan, bıçak veya kesici aletleri bilemek. Masat yada uygun bir metalle yapılırdı.

Bimbal: Bir kiraz türü

Bişemek: Değirmen taşını pürüzlü hale getirmek.

Boçocova: Örümcek ağı.

Borani: Bir yemek türü.

Borbal: Değirmenin su çarkı

Boy: Kadar (edat)

Boylama: Entari

Buçula: Küçük su değirmeni

Buhari: Baca

Burut: Koyunlarda görülen beyin hasarına dayalı bir hastalık.

Bıldır: Geçen yıl.

Bögür: Göğüs, sine.

Cac: Ekilmiş tarlayı düzleyen tapanın arkasına takılan dallı, saçaklı ağaç.

Cadi: Mısır ekmeği.

Cakva: Ağzı yuvarlak, açılır kapanır bıçak.

Camuş: Manda

Cazi: Kötülük düşünen, şeytan.

Cecim: El tezgahında dokunan basit kilim.

Cevrelemek: Israr etmek

Cimcima: Yumuşak, sulu arazi.

Cincar: Isırgan otu.

Coç: Sulak veya bataklık yer.

Cok: Uzun değnek

Csisip: Sakız yapılan çam reçinesi.

Cucuk: Civciv (çuçul)

Cılga: Bir çeşit kara saban.

Cıncık: Eşya üzerindeki süsleme.

Çaçan: Kıldan örülü süt süzgeci

Çaçiyan: Kılık kıyafeti bozuk. (Çaçuna)

Çakma: Evin önüne yapılan sundurmanın üstü

Çala: Mısır sapı

Çalaheş: Beşikte döşek altına konan çaput.

Çan: Yarı burulmuş tosun.

Çançala: İki yaşındaki tosun.

Çancik: Külek sapını bağlayan ağaç perçin.

Çarbadan: At ile yük taşıyan kişi.

Çarbadan: Koyun Zili

Çarhala: Pazı

Çatan: Gübre taşımakta kullanılan büyük kızak sepeti.

Çaxçax: Değirmen taşına dokunarak tahıl danelerinin dökülmelerini sağlayan xaroya aslı bir alet

Çeçil: Bir peynir türü.

Çegil: Çakıl taşı, Taş yığını.

Çemsitmek: Korkup vazgeçme, geri durma.

Çenço: Kurutulmuş taze fasulye

Çenkürmek: Havlamak.

Çeper: Ağaç çit.

Çerma: Ilık kaynak suyu.

Çermik: Şifalı su. Ilıca, Kaplıca.

Çerpeş: Eriyerek lapalaşmış kar.

Çiçina: Küçük delik.

Çiçkar: Ağaçtan yapılmış ağıl kapısı.

Çiğit: Çekirdek.

Çil: Hasır otu.

Çinacuna: Taze yenen yeşil bir bitki.

Çirbağa: Küçük erkek çocuk.

Çivlika: Ahşap kapı kilidi.

Çoçetmek: Çocuğun emeklemesi.

Çoka: Yün dokuma kumaş ve ceket.

Çıpırt: Göz çapağı

Çırmak: Yırtmak.

Çırmıklamak: Tırmalamak.

Çırtım: Zerre

Çörüşmek: Buruşmak.

Dabak: Bir hayvan hastalığı.

Dato: Datvi (gr), avi, ayı. Sıfat ve Argo “ayı gibi” anlamında, şişman ve hareketleri göreli yavaş canlılara söylenir

Debe: Hayalara inmiş fıtık.

Dedaber: Yaşlı kadın.

Degenek: Değnek.

Dehre: Tahra, nacak

Dergüle: Küçük turşu küpü.

Didmek: Yolmak.

Diksinmek: Tiksinmek.

Dolamaç: Dönemeç, viraj.

Dolap: Büyük su değirmeni

Dolukmak: Ağlayacak hale gelmek.

Dığırbi: Koyunlarda görülen kene.

Düga: Düve.

Düngür: Dünür

Döşeklenmek: Kadının doğum yapması.

Egiş: Hamur teknesini kazımaya yarayan yassı demir araç.

Er: Tez. Acele.

Erinmek: Bir işi yapmayı istememek. Tembellik.

Felemma: İki yüzlü kimse.

Fetir: Kaymaklı hamurdan yapılan ekmek.

Finikmek: Koşuşmak.

Fitoz: Sevimli

Fizzah: Sesli ağlamak, Figan.

Fortman: Para cüzdanı.

Fund: Kavga, kargaşa.

Funğar: Pınar.

Furuç: Armut kurusu.

Fışkı: Koyun keçi gübresi.

Fıştra: Polis ya da hakem düdüğü

Gabap: Çene altındaki kabartı.

Gansev: Samanlığın üstündeki kiriş

Gata: Kedi.

Geberasica: Karşısında ki insana beddua etmek.

Gedek: Manda yavrusu.

Gedel: Tahta ev ve mereğin köşesi

Gemi: Döven

Geven: Dikenli kır bitkisi.

Gidela: Arka sepeti.

Girinti: Açık göz, atak kişi.

Gkolo: Kısa kesilmiş, parçalanmamış yuvarlak odun.

God: Değirmen suyunu toplayan depo. Bir ağırlık ölçüsü.

Gogmasona: Kaymağı alınmış süt.

Gor: Mezar.

Gorbagor: Toplu mezar.

Gorluk: Cenaze masrafı olarak biriktirilen para.

Gorolh: Sert toprak parçası. Topak.

Gullep: Bir çeşit menekşe

Gunzura: Kötülük düşünen. Sinsi.

Gurğumela: Akarsudaki girdap.

Güman: Umut, beklenti.

Gırıç: Kapı ya da pencerenin aralık olması.

Güvezi: Bordo.

Gönakop: Aynı sülaleden, Arazileri ortak olanlar.

Göze: Pınar başı. Su kaynağı.

Harbi: Çabuk.

Harbutlamak: Suyu ılıştırmak.

Hardahurda: Kırıntı, döküntü.

Harfana: Arifane. Ortaklaşa yapılan ziyafet.

Harmahılat: Karmakarışık.

Haro: Kilerde tahıl, un konulan derin bölüm.

Harşo: Mısır unundan yapılan bir yemek.

Havs: Yosun.

Hğinkal: Mantı.

Hğuzsi: Kıymık.

Hğızek: Büyük yük kızağı.

Helavet: Ciddiyet, asalet.

Helek: Aşırı derecede yorulmak.

Henek: Şaka.

Herk: Sürülmüş tarla.

Hevenk: Kara batmamak için ayağa takılan araç.

Him: Bina temeli.

Hop: Saban ve pulluk demiri.

Hotak: Çift sürerken boyunduruğa binen çocuk.

Hotak: Ekinde öndeki öküzlerin boynuna oturan çocuk ve bağlanan taş.

Hozan: Ekilmemiş tarla. Nadas.

Hozik: Bazı bitkilerin tepesindeki dikenli yumru.

Huliki: Yeşil kertenkele.

Huna: Küçük kulaklı koyun.

Huti: Lahana sapı.

Hılakoba: Derma, çetme.

Hılaport: Karışıklık.

Hılat: Karışık.

Hırhıtmak: Suçüstü yakalamak.

Hırlı: Doğru kimse. Hırsız karşıtı.

Hırtlatmak: Oyun bozanlık etmek sözünden dönmek.

Hırtlek: Gırtlak

Hızan: Aç gözlü (Çocuklar için kullanılır)

İğ: Yün eğirme aracı.

İgaşmak: Çekişmek. Kıskançlıktan doğan çekişme.

İhbala (ikbal): Rasgele, Talih, şansa bağlı

İlişil: Geçen yıldan önceki yıl. İki yıl öncesi.

İmtizaç: Uyum, Uygunluk.

İrip: Gönyesine uygun olmayan.

İskat: Cenaze töreninden sonra dağıtılan şey.

İspirik: Odun ve çıra ufantısı.

İstol: Sandalye.

İstol: Sandalye

İteklemek: İtmek.

İşkanlamak: Filiz sürmek. Işkın.

İşkillenmek: Şüphelenmek.

İşmar: İşaret (Kaş-göz işareti)

Kaçe: Kız çocukları içi azarlama sözü.

Kaçka: Ağaçtan yapılmış el arabası.

Kalat: Kol sepeti.

Kale: Boynuzlu koyun.

Kalmakal: Karışıklık.

Kanç: Pençe.

Kandara: Ağaç beşiğin üstteki boylama ağacı.

Karişkal: İnce yağan dolu.

Katalamak: Kovmak.

Katami: Tavuk.

Katmer: Bir çeşit börek.

Kav: Kuruntulu gösterişli.

Kavut: Kurutulmuş armut’un öğütülerek saklanması. Daha sonra gerektiğinde su ile ezilerek katık olarak kullanımı

Kaygana: Yumurta un ve peynir karıştırılarak yapılan yemek.

Kazonni: Fabrika yapısı. Orijinal.

Kecera: Sertçe.

Kedel: Evin yan duvarı.

Kelle: Başak.

Kerdige: Arpa buğday karışımı. Mahült.

Kersan: Ağaçtan yapılmış hamur teknesi.

Kert: Bayat ekmek.

Kertmek: Çentik atmak

Kileka: Büyük külek.

Kirkal: “U” harfi şeklinde kıvrılmış, ağaç hayvan bağı.

Kmi: Turşusu yapılan bir bitki.

Koçik: Bel üstü kadın giysisi. Kofta.

Kocor: Küçük sırt.

Kod: 1. Yaklaşık 16 desimetreküp hacminde, ağaçtan yapılan hububat ölçü aracı. 2. Su değirmenlerinde kapalı oluk.

Kofta: Bel üstü kadın giysisi. Koçik.

Kokol: Hilal boynuzlu (öküz).

Kokollamak: Üst üste yığın tepe haline getirmek.

Kokoroz: Gösterişe önem veren.

Kolo: Küt.

Kolopa: Ağaçtan yapılan mini külek.

Kom: Koyun ahırı.

Komboş: Değeneğin başındaki kabarıklık.

Komzek: Ahırda dışkıların dışarı atıldığı delik.

Konçik: Küçük çıra kütüğü.

Koper: Daneleri alınmış mısır koçanı.

Kopit: Kabaca.

Kopo: Kağnı arabasında bir parça.

Kort: Yeşil çimenlik.

Kosat: Köprü ve binalarda yük taşıyan kalın ağaç.

Kosravi: Bir nevi tırpan bileme taşı.

Kota: Küçük kısa odun parçası. Bondruğ tutmağı.

Koteta: Köşeli kesilmiş tahta parçası.

Kotik: Manda yavrusu. Malak.

Koş: Alın.

Kratuna: Yabani elma. Bazı yerlerde “kivil” denir.

Kuci: Cecim tezgahında kullanınlan bir alet

Kurat: Çocuğu olmayan. Çocuksuz.

Kuruşta: Gazla yanan mini lamba. İdare lambası.

Kuymak: Kaymak katılarak yapılan bir yemek.

Kuzuk: Kambur.

Kuşkana: Küçük tencere.

Kıdık: Keçi yavrusu.

Kıjğırmak: 1. Kışkırmak, 2. Kışkırtılmış

Kükner, Köknar: Göknar

Küla: Patatesin pişince dağılıp açılan cinsi.

Külek: Ağaçtan yapılan silindir biçiminde saplı kap.

Külufak: Kırım kırım. Param parça.

Külül: Bezelye.

Kıniyaz: Her şeye aşırı özen gösteren. Hassas.

Kıntıravaz: Kolay kolay bir şeyi beğenmeyen.

Kınıçka: Nüfus hüviyet cüzdanı.

Kırav (i): sabah çisesi.

Kırç: Sertleşmiş kar.

Kırvanka: Yaylı el kantarı.

Kürün: Hayvanların su içtiği yalak.

Kütan: Ağaç pulluk.

Küze: Topraktan yapılan su kabı. Testi.

Körezlemek: Bir şeyi sinirlenerek savurmak, atmak.

Körüt: Kartlaşmış erkek keçi yavrusu.

Köynek: Gömlek

Köşki: Köy evlerinde arka balkonun ortasına çıkma biçiminde yapılan süslemeli yüksekçe bir yer. Köşk.

Lakatka: kuş avlamak için yapılan sapan

Lapera: Kara lahana döğeceği.

Lapiska: Birisine yazılan kısa mektup. Pusula.

Lazut: Mısır.

Laşiyan: Ağzı büyük, dudakları iri.

Leçek: Bir çeşit beyaz kadın başörtüsü.

Lek: Akçaağaç.

Lenger: Büyük ve yayvan sahan.

Lobiya: Fasulye.

Loğlanmak: Meyvaların olgunlaşıp çürümeye yüz tutması.

Logor: Bedava. Karşılıksız.

Loppo: Sulu, kaygan.

Luker: Yüz parlaklığı.

Lurs: Çatı kenarındaki kirişler.

Lığlamak: Gevşeyip dağılmak.

Lıkıns: Patatesin sulu ve dağılmayan çeşidi.

Lıpız: Saçı dökülmüş baş. Kel.

Lökar: Hizmetkar.

Mağ: Çatıda bedevre sırası.

Mağlata: Karışıklık. Gürültü.

Makar: Gelin almaya giden erkekler.

Malağma: Kapışma, yağma etme.

Maran: Kağnı tekerleğin geçirilen demir halka.

Masat: Tırpan bileme taşı.

Matli: Yiyecek maddelerinde üreyen kurt.

Mavhoş: Ekşi.

Mazi: Kağnıda tekerleklerin takıldığı yuvarlak parça.

Merek: Samanlık.

Midgül: Mevsimlik un ve yiyecekler.

Mimilo: İbik.

Mitil: Eskileşmiş, kalitesiz yatak.

Mitkal: Patiska (Bez)

Mitliko: Konuşkan ve sevimli (kız çocuk.)

Miyençi: Alışverişte arabulucu.

Mogdam: Ailerin yardımlaşamak için bir araya gelerek tüm işlerini ortak görenlerın herbiri. Örenk tarla koşarken brilikte koşmak.

Mogletil: Karmakarışık.

Morbet: Ev işlerine yardımcı olan erkek çocuk.

Mosdoro: Gösteriş. Fantazilik.

Moshepil: Derli toplu.

Muçlamak: Gelişigüzel katlamak.

Mucrum: Paramparça.

Mudara: İyi olmayan.

Muğber: Hasım. Birbirine kötülük düşünenler.

Mur: Kömür isi.

Musinli: Yaşlı (insan)

Muzevil: Haberci. Muhbir.

Muzveillemek: İhbar etmek.

Mürgüllemek: Uyuklamak.

Müşeviş: Şüpheli.

Nağvela: Zehir. Çok acı.

Nakat: Çapa yaparken işlenerek götürülün şerit.

Nakot: Zerre. En küçük parça.

Nalev: Eğrice.

Napiskal: Bir şeydan kopan küçük parça.

Napuzar: Kapı tarla.

Nasibur: Bez ya da kumaş kenarı.

Nat: Tırpan sapı.

Nataş: Çıra parçası.

Natesul: Bez veya başka bir dokumanın yanığı, külü.

Neker: Meşe ve benzeri ağaçların yaprağı.

Nikor: Hayvanların alnındaki beyaz nokta. Nikorlu hayvan.

Ogeç: Bir yaşını bitiren koç.

Ola: Bir seslenme ünlemi.

Opo: Bahçe ve Tarla sulamak için su biriktirilen çukur.

Palağ: Ayı Yavrusu

Panta: Yabani armut. Ahlat.

Papa: Unun suda pişirilerek hamur haline gelmiş yemek.

Papasela: Kabağın şerit haline getirilerek kurutulmuş şekli.

Papul: Çocuk ayakkabısı. Patik.

Parax (parah): God delerken açılan dilikler.

Paska: Eski ve basit ev.

Patat: Sıcak şeyleri tutmaya yarayan bez v.b. Tutaç.

Patuna: Mısır patlaması.

Peçatlamak: Ağzını ya da kapısını bağlayıp sağlama almak.

Peleş: Boynuzları yana doğru uzanmış (öküz).

Pepela: Kelebek

Peşxun: Oyma ayaklı tahta sofra

Picska: Kibrit. Piçka

Pileki: Ekmek pişirmede kullanılan, topraktan yapılan araç.

Pin: Kümes.

Pipki: Yeni yağmış, gevşek kar.

Piplemek: Bir kabı ağzına kadar, tam doldurmak.

Pisik: Kedi.

Piskina: Çekirdek özü.

Pitik: Köpek yavrusu.

Pitpita: Kelebek

Poğaça: Yuvarlak, yassı ekmek.

Potlika: Şişe.

Potoro: Susuz, verimsiz arazi. Kıraç.

Potot: Dolgun

Puçeç: Mısır koçanının kabuğu.

Pumpul: Süslü anlamında.

Purti: Manifatura.

Puskavat: Dayanıksız, tez biten.

Put: Bir ağırlık birimi (Ölçüsü)

Putur: Yarı çürümüş (odun).

Puş: Karın. Karın bölgesi.

Puşruk Aşı: Bir çorba.

Pırtıklanmak: Aniden sıçramak. Yerinde duramamak.

Pıtpıta: Yerinde duramayan yaramaz çocuklar için kullanılır.

Pıxali: Kara Lahana.

Pızıklanmak: Ürkerek hızla kaçmak.

Pöçük: En geride. En sonda.

Qarapan: Samanlığın önündeki gölgelik. Daldalık, Çatma.

Qavi, Qevi: Sağlam

Qeş: Katı, sert.

Qirqat: Genelde ormanda yetiþen yabani meyve

Qirqit: Sert, kırılmaz

Qoş: Alın, Şakak.

Qırgal: Samanlıkta tepili ve bastırılmış otu yolma işleminde kullanılan kücük el aleti. Bir tarafı uzun el tutma yeri bir çatalı kısa V biçimindeki bu alet ağaç dallarının çatal kısmından yapılır.

Rabiteli: Düzgün

Rakuna: Yünden yapılan kumaşı (Şal) tepme aracı.

Ramka: Arı kovanı.

Ruka: Hazırlanmış hamurun altına konan ince, genişçe tahta.

Ruka: Düz ekmek tahtası.

Sağdıç: Düğünde makar başı ve kız tarafının muhatabı.

Sakera: Bir armut ismi.

Sako: Palto.

Sakulak: Henüz olmamış meyve.

Sambağı: Kağnılarda öküzlerin koşumunda boyunduruktan geçirilmiş öküz boynunun iki yanındaki ağaç çubuklar olan samileri bağlayan ip.

Sami: Boyundurukta öküzün boynunu bağlamaya yarayan ağaç çubuklar.

Sanahev: Bir ağacın elyaf özelliğini saptamak için gövdesinden alınan örnek.

Sanaskal: Ahırda dışkı ve sidiğin toplandığı oluk.

Sansalak: Tek kişinin geçebileceği ilkel köprü.

Sapli: Su alıp dökmeye yarayan uzun saplı kap.

Sarol: Can eriği.

Sartumel: Yastık altına konan yükseltme tahtası.

Sasxavi: Bostanda su serpmede kullanılan avuçlu kürek.

Satapav: Ahırın üstene düşene ince tomruk

Satar: Ormanda ağaçların atıldığı dik yamaç.

Satrev: Öküz arabasının iniş inerken hızını azaltmak için arkasına bağlanan dallı ağaç ya da ağırlık.

Savacak: Değirmenin su goduna takılan süzgeç.

Savahil: Rakımı az ve sıcak bölgeler.

Segirtmek: Bir çırpıda koşmak. Rastgele oraya buraya koşuşturmak.

Seki: Odanın bir başından bir başına uzanan, yatılacak ve oturulacak yer.

Selakap: Ekin bitkilerinin biçilince tarlada kalan kısmı.

Seyif: Başıboş, hayvanların serbest bırakılması.

Sika: Kar kızağı.

Sinskal: Ateş kıvılcımı.

Sintal: Kedi yavrusu.

Sitil: Genellikle yoğurt yapmakta kullanılan beli dar bir kap.

Soç: Ladin ağacı.

Soko: Yer mantarı.

Sova: Kapı kasasının dik ağaçları.

Stahan: Bulgur kabuğunu ayıran değirmen.

Sumplamak: Suyu kirletmek.

Sumpo: Pis su birikintisi.

Sıbırmak: Saygısızca karşı koymak. Sözle saldırmak.

Sılık: Islık.